“Kâinatta tesadüfe, tesadüf edilmez.”Sokrates
Atina hiç olmadığı kadar sevimsizdi bugün. Devlet tanrılarına sadakatsizlik ve gençleri zararlı yollara sürüklemek suçu ile ilginç adam Sokrates yargılanacaktı. Ölüm cezası istemiyle yargılanacak kadar ağır bir suçu yoktu. Bütün bunların sorumlularını tüm Atina biliyordu; Anytos, Melotos ve Lykon… Sokrates’i çekemiyorlardı. Onun dinden çıktığını savunuyorlardı. Fakat Sokrates din kurallarının hepsini eksiksiz olarak üçünden daha iyi uyguluyordu. Bunu asla kanıtlayamazlardı.
Evet, bir kesim Atinalı ondan nefret ediyordu. Felsefeden başka işi yoktu. Edebî olarak çok zengin bir dönemde, O hiçbir şey yazmamıştı. Yeri geldiğinde neşeli şakacı biri haline geliyordu. Birileri ile tartıştığında verdiği cevaplar, tartıştığı kişinin ondan nefret etmesine sebep oluyordu. Öyle cevaplar veriyordu ki, karşıdaki adam cevap karşısında ağzını dahi açamıyordu. Adam, en sonunda Sokrates’in bulunduğu yeri hırsla kalkıp terk ediyordu.
Sokrates böyle bir adamdı. Gençliği zehirlemekle suçlanıyordu ama gençlik ona gün geçtikçe daha da bağlanıyordu. Öyle ki, bazı gençler ona olan bağlılıklarını, onu taklit ederek gösteriyorlardı. Onun gibi yalın ayak yürüyor, yıkanmıyorlardı. Sokrates gibi açlık çekiyorlardı. Bu adam Atina gençlerini öylesine etkilemişti ki, ona böylesi iftiralar yöneltildiğinde gençler bu üç adamı öldürmeye dahi kalkışmışlardı.
Mahkeme salonu Atinalı insanlarla doluydu. Sokrates az sonra hakimlerin karşısına getirildi. İçeri getirildiğinde birkaç kişi haricinde salondaki herkes saygı ile ayağı kalktı. Onu yaklaşık beş yüz kişilik büyük bir jüri dinleyecekti. Sokrates kendisine savunmanı yap denildiğinde dik başlı, korkusuz bir ifade ile savunmasını yaptı.
İlk önce kendisini suçlayanların iki çeşit olduğunu söyledi. “Biri yıllardan beri aleyhime dedikodular ve propagandalar yapanlar, diğeri ise şimdi beni devletin tanrılarına inanmamakla ve gençleri yanlış yollara sürüklemekle suçlayan Anytos, Melotos, Lykon ve arkadaşlarıdır…”
Bu üç adam ve arkadaşları yıllardan beri durmadan Sokrates aleyhine çeşitli yalanlar yayarak herkesin kulağını doldurmuşlardı. Onu yeraltında ve gökyüzünde olup biten şeylere karışmakla, eğriyi doğru gibi göstermekle ve bunları başkalarına para karşılığında öğretmekle suçlamışlardı. Hâlbuki Sokrates fakir bir adamdı. Çok az yemek yerdi. Bilgiyi başkalarına para karşılığında satacak kadar adi bir adam asla değildi. Mahkeme devam ederken Sokrates öteden beri kendisine yöneltilen bu iftiraları birer birer ele alarak başarıyla çürüttü.
Onu mahkemeye getiren Meletos’tu. Meletos ile büyük bir tartışma içine girdiler. Meletos yalan üstüne yalan söylüyor, Hâkimlerin gözünde Sokrates’i sapkın, deli biri olarak göstermek istiyordu. Fakat bu hiçte kolay değildi. Sokrates onun söylediği her şeyin birbirini tutmayan saçmalıklardan ibaret olduğunu delilleriyle gösterdi. Meletos kızarık bir yüz ile yerine geçti. Ve mahkeme boyunca oradan bir daha kalkamadı.
Sokrates mahkeme boyunca ısrarla üstüne aldığı filozofluk ödevini yapmaktan niçin yılmadığını ve bundan sonra da yılmadan devam buna devam etmekten niçin vazgeçmeyeceğini anlattı. Öyle güzel, öyle kendinden emin anlattı ki, Atinalılar filozofluğa gayriihtiyarî ısınmışlardı. Şöyle diyordu, “Sadece bir iyi vardır, bilgi; sadece bir kötü vardır, cehalet. Durum böyle iken ben filozofluk ödevimi nasıl yapmam?” Bir ara bütün salonu hafif bir tebessümle güldüren bir şey söyledi. “Ne pahasına olursa olsun, evlenin. Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, yok fena çıkarsa o zaman da filozof olursunuz.”
Zaman çok çabuk geçti. Sokrates üç saat boyunca savunmasını yapmıştı. Ve kendisini çok iyi savunmuştu. Yargıçlar sanığın suçlu olup olmadığına karar vermek için çekildiler. Beş yüz kişilik yargıç heyetinin sözcüsü oybirliğinin sağlanamadığını söyledi.
Çok geçmemişti ki, içeri giden yargıçların sözcüsü tekrar gelerek kararı açıkladı.
Sokrates 30 gün içinde idam edilecekti.
Hiçte adil olmayan bu karar bütün salonu içinden çıkılması zor bir buhran havasına soktu. Ağlayanların, yargıçlara küfredenlerin, Meletos ve arkadaşlarına saldırmak isteyenlerin sesleri mahkeme salonunu doldurmuştu. Yargıç sözcüsü kararı çok üzgün bir ifade ile açıklamış, kendi tarafını da istemeden belli etmişti. Bütün salon yavaş yavaş durulduğunda gözler sanık Sokrates’e çevriliydi. Herkes ağlamaklı, çökmüş, üzgün bir adam bekliyorken, soğukkanlı korkusuz bir adamla karşılaşmıştı. Karara itiraz bile etmedi. Etseydi belki tekrar yargılanabilir, çok daha farklı bir sonuca varabilirdi. Kararı şöyle yorumladı:
“Atinalılar, Sokrates’i öldürmekle, şehrinizin bir bilgini öldürmekle kınanmasından başka bir kârınız olmayacaktır. Hakikatte ben hiçbir şey bilmiyor olmama rağmen onlar beni âlim sanıyorlar. Hâlbuki biraz daha sabretmiş olsaydınız istediğiniz doğal olarak gerçekleşecekti. Çünkü görüyorsunuz yaşım çok ilerledi. Ölüm artık bana çok yaklaştı.
Ey beni mahkûm edenler! Size bir kehanetimi söylemek istiyorum. Şu an ben öyle bir durumda bulunuyorum ki böyle nazik anlarda insanlar bir nevi keramete erişirler. Ben de bu ruh haliyle size haber vereyim ki hemen ölümümü müteakip siz de büyük bir cezaya çarptırılacaksınız. Beni öldürmekle size hesap soranlardan kurtulacağınızı zannediyorsunuz. Fakat inanınız bu tahmininizin tam tersi olacak. Evet, bunda hiç tereddüt etmeyiniz.”
Sonra bize taraf dönerek şöyle dedi:
“Şimdiye kadar size karşı koyacakları ben zor zapt ettim. Bunları karşınızda bulacaksınız ve bunlar sizi şiddetle suçlayacaklardır. Bunlar daha genç olduklarından sizi daha çok yıpratacaklardır. Atinalılar, insanları öldürmekle, kötü hayatınızın kınanmasından kurtulacağınızı umuyorsanız, aldanıyorsunuz. Bu, makul bir kurtuluş çaresi değil. En kolay ve en asil yol, başkalarını atıl vaziyete düşürmek değil kendinizi yükseltmektir. İşte buradan ayrılmadan size söyleyeceğim kehanet budur.”
Sonra ölümle ilgili birkaç söz söyledi. Dostlarına teşekkür etti. Filozofluğu araştırmayı öteki dünyada da devam ettireceğini söyleyerek ne kadar kararlı biri olduğunu gösterdi. Son otuz gününü yaşamaya giderken, şunları söyledi:
“Artık ayrılmak zamanı geldi Atinalılar. Ben ölüme gidiyorum, siz de yaşamaya. Bunlardan hangisi daha iyi bunu ancak Tanrı bilir.”
Aradan günler geçmişti ve Sokrates bu günlerini dostlarıyla sohbet ederek geçiriyordu. Dostlarından birisi ona kaçma teklif ettiyse de o devletin kanunlarına uymak gerektiğini ileri sürerek bu teklifi reddetti. Son gün akşama kadar sakin bir fikir havası içinde geçmişti. Ertesi gün Sokrates zindana götürüldü. Zindandaki döşeğe oturuşuyla ölümden korkmayan bir tavır sergiliyordu. Ortam inanılmaz duygu yüklüydü. Sokrates’in en yakın arkadaşı Kriton onun sol bacağını avutucu bir şekilde kavramıştı. Yüzünde O’nu hapisten çıkarmaya ne kadar uğraştıysa da çıkaramamanın verdiği üzüntü görülüyordu.
Sol tarafta ellerini kucağında birleştirmiş ve başını öne eğerek çok sevdiği ve saygı duyduğu hocasının adaletsizce cezalandırılması karşısında elinden bir şey gelmediği için üzüntü duyan adam ise Aristokles(Platon)ti. Öğrencileri ağlıyordu. Zerre kadar korku taşımayan, insanların en iyisi, en bilgini ve en doğrusu ölüme gidiyordu. Kriton vaktin geldiğini anlamış olacak ki, yanında bulunan köleye işaret etti. Köle dışarı çıktı ve birazdan zehri verecek olan adamla içeri girdi. Zehri veren adam görevini yapmak zorunda olan fakat bundan utanç duyan bir ifade ile Sokrates’e ne yapması gerektiğini söyledi. Sokrates Kadehi eline alır almaz irkilmeden, tiksinmeden son damlasına kadar içti. Bacakları ağırlaşıncaya kadar dolaştı, sonra adamın dediği gibi arkası üzeri uzanıp yattı. Zehri veren adam eliyle ayaklarını ve bacaklarını birkaç defa yokladı. Vücudu soğumuş ve katılaşmıştı. Karından aşağısı çoktan soğumuştu ki Sokrates örttüğü yüzünü açtı ve şu son sözleri söyledi:
“Kriton, Askulepios’a bir horoz borçluyum, borcumu ödemeyi unutmazsın değil mi?” dedi.
Kriton, “Peki öderim, başka bir diyeceğin yok mu?” dedi; fakat yanıt gelmedi. Biraz sonra bir kıpırdanma ve silkinme oldu. Kriton Sokrates’in ağzını ve gözlerini ağlayarak kapadı…
ERTUĞRUL NEHRİ


fatih
YanıtlaSil(a.s.) bence güzel ve etkileyici yazmışsın ...
kör cehalet bir bilgini daha toğrağa gömdü..o paha piçilmez engin fikirler beynimize değilde kara toprağa layık görüldü..bunun gibi daha nice değerler idam edildi.çok yazık..acınacak bir haldeyiz..
YanıtlaSil